Zaman ahirleştikçe,ahir vakit yaklaştıkça,haramlar helal,hayırlar gereksiz,maneviyat kör,maddiyat ön planda olduğu bir asrı yaşıyoruz.
İnsanoğlunun yaratıcısı olan Cenab-ı Hakkı tanımaktan aciz hale geldiğimiz ,onun insanlığın kurtuluşu adına göndermiş olduğun son peygamber (A.S.V)unutmuş bir asırda yaşıyoruz.
Keyfi kuralların uygulandığı,Laikliğin dindarlar üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığı,dürüstlüğün aptallık,rüşvetin ve hırsızlığın kurnazlık ve akıllılık olduğu bir asırda yaşıyoruz.
Bir evladın annesini bilezikleri için öldürebildiği,bir babanın evladını hırsızlık yaptırarak geçim sağlamaya çalıştığı bir asırda yaşıyoruz.
Ölümün unutturulmaya çalışıldığı,insanları dünyaya bağlamaya çalışan sistemin bulunduğu bir asırda yaşıyoruz.
Kumarın içkinin ve zinanın normalleştiği ,küfür etmeyenin adamdan bile sayılmadığı bir asırda yaşıyoruz.
Demokrasiye küfür rejimi diyenlerin ‘Demokratız’ yalanlarını yüzsüzlükle söyleyebildiği bir asırda yaşıyoruz.
Dini duyguların istismar edildiği ,vazifelerin tam anlamıyla yerine getirilmediği,kısa yoldan köşeyi dönmenin planlarının yapıldığı bir asırda yaşıyoruz.
Çözülmesi kolay olan fakat siyasetçilerin siyaset malzemesi yapacak bir şey bulamadıkları için çözmediği ‘Başörtüsü’ sorununun olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Peki ya içinde bulunduğumuz bu asırda nasıl kendimizi muhafaza edeceğiz.İşte Üstad Bediüzzaman'ın yüzyıl önce reçete olarak tüm insanlığa sunduğu formül ‘Avrupa da büyük bir hastalık ve bir veba bu tüm insanlığı etkilemek için geliyor. Acaba İslam cemiyeti bu hastalığa nasıl karşı koyacak? Batının kokmuş ve çürümüş formülleriyle mi yoksa İslamın tar-ü taze iman esaslarıyla mı?
N.SERKAN DAĞLI
alacam_yeniasya@hotmail.com